Başımızın Gerçekten Sağ Olması İçin


Bu hafta sizlere birbirini yakından veya uzaktan, ama genelde tanıyan insanların yaşadığı bir ilçede “Başın sağ olsun” sözünün ağırlığını anlatmak istiyorum. 

    Her şeyden önce Emet gibi ilçelerde yaşamanın her türlü hayat gerçeklerine rağmen, ortak acı ve neşede paylaşımların doruk noktasında yaşandığına şahit olduk. Akşamdan sabaha kimlerin aramızdan ayrıldığını görmenin listesi uzadıkça, yaş denen mefhumun da ilerlediğini düşündük.
“Başın sağ olsun” derken,kaybedilenden ötürü paylaşılan üzüntü yanı sıra, o kişiyle halen muhatap olabilmenin söyleyene huzur verdiğini içeren bir mesajı da vermiş olmuyor muyuz ? 
Üzüntüsüne ortak olurken, hayatın devam ettiğini mesajını veriyoruz. Onun başının sağ olması ile iyi dileklerimizi sunuyoruz. Tüm riyakârlıktan uzak,içten bir iletişim kuruyoruz.
“BAŞIN SAĞOLSUN” sözünü birbirimize söylemelerimizin sıklaşması göz önünde bulundurulduğunda paylaştığımızı ortak coğrafya kaderini, yarınlarını da düşünmemiz gerekmiyor mu ? Başlarının sağ olmasını istediklerimizin, selamette ve mutlu olmasını da istemez miyiz ? Lokal milliyetçilik adına toplumsal konulara daha fazla duyarlılık göstererek, tabiri caizse nasırımıza basılmadan farkındalık yaratmak gerekmez mi ?
O sebepledir ki,biz gazeteciler  bir vatandaşımız kalp krizi sonucu vefat ettiğinde bir başka vatandaşımızın aynı olaylara maruz kalmaması adına mücadele veriyoruz.
    İnsanlarımız çağ dışı kalmış daracık virajlı yollarda asit tankerleri boğuşarak kazalarda can vermesin diye mücadele ediyoruz.
İşsizlik derdiyle geçim sıkıntısına düşen kardeşlerimiz yeni iş kapıları açılsın,ilçe büyüsün diye mücadele veriyoruz. Çocuklarımız daha eşit şartlarda ve daha modern eğitimler görsün diye mücadele ediyoruz. Hepimizin ortak beklentisi o.
Daha yaşanılır bir EMET… 

HEPİMİZİN BAŞI SAĞ SALİM VE HUZUR DOLU OLSUN.
Bunu sağlamak içinse ortak menfaatlerde, yani toplumsal birliktelikte her zaman fayda var…
    Ve Başımızın sağ olması için,aklımızın toplanması,kısa ömür diliminde aynı kaderi paylaştığımız coğrafyamız insanlarıyla bir arada olmamız gerekiyor.
    Türlü ayak oyunlarıyla, başlarımızın ağrımasına neden  olanlara toplumsal tepmeyi vurararak, başsağlığımızı elde etmemiz gerekiyor. K.çı başı ayrı oynayanların, toplumsal başsağlığımızı sekteye uğratmalarına izin vermememiz gerekiyor.
    Özetle,falanca parti veya filanca partilinin değil, tüm Emet halkının  gerçekten baş  ve vücut sağlığını düşünerek  hareket etmeliyiz.
    Yoksa kişisel menfaatleri ve kendi  memleketinin daha ileri gitmesi adına, toprak atmaya devam edenlere kürek tutup, ‘Toprağı bol olsunlara’  yol açmış oluruz.
    Hani demem o ki  güzel kardeşim, O kürekleri alıp… Kenara koymakta fayda var …


Dip not; Anadolu Türkçesinin erken dönemlerinde "baş" kelimesinin "yara" anlamı da varmış.  Sağ olsun kelimesi ise  "sağalsın" biçimindeymiş. Yani "sağalmak", "iyileşmek, geçmek" demektir. "BAŞIN SAĞALSIN" = "Yaran şifa bulsun ve acın dinsin" anlamında bir temenni ve teselli ifadesiymiş. Kelime erozyonu ile başın sağolsun’ a dönüşen bir iyi dilek temennisi.


    

        BU MEVZUDAN  BİR MAKALE DAHA ÇIKAR;Komşumuz Açlıktan Öldü, Cenazesinde Koyun Kestik! Salı makalemizde…

“BİR AYI VERSE, DİĞER AYI VERMİYOR !”
Taşeron işçilerin maaş sıkıntıları her daim problem oluyor. İlçede taşeron işçi sayısı artıkça bu konudaki şikâyetler de artıyor. Bize gelen çeşitli yerlerden aylık mesajların yarısını “Bu ay yine maaşlar yatmadı. 10 gün gecikti, 20 gün oldu vb.Hep bir ay geriden gidiyoruz.” şikâyetlerden oluşuyor. 
Neden ?
Bu konuda radikal çözümün Devlet’te olduğunu daha önce yazmıştık.
Devlet işçinin parasını ödeyecek, yüklenici firmanın hak edişinden kesecek. Başka türlü bu sorunlar asla bitmeyecektir.
En son yine şikâyet gelince aklımıza Şair Eşref’in bir hikâyesi geldi.

Ramazan’ın son günlerinde Eşref ve Kâmil Paşa’nın bu ilginç diyalogunun taşeron maaşları konusuna tabiri caizse cuk oturduğunu belirtmek isterim.
Kamil Paşa zamanı Şair Eşref Kırkağaç Kaymakamıdır. Ekonomik sıkıntılardan kendisine iki aylık maaşı ödenmemiştir. Parasızlıktan bunalan Eşre,f Kamil Paşa’ya çıkarak durumu arz eder. Kamil Paşa ise Vilayet Defterdarına talimat vererek Eşref’in aylıklarının ödenmesini emreder.
Emreder de defterdar biraz fazla Murtaza… Al takke, ver külah pazarlık ederken Eşref’e bir aylık maaşını rica minnet vermiş. Eşref bunun üzerine tekrar Kamil Paşa’ya çıkar. Eşref’i gören Paşa; 
- “Bu ne surat Eşref ? Emrettim maaşını ödesinler diye, daha ne istiyorsun?”
Defterdar’ın bir aylık maaş verdiğini hatırlatan Eşref taşı gediğine koymuş;
- “Emir verdiniz de Paşam, bir AYI verse, diğer AYI vermiyor !”
Şimdi, kurum  “zamanında yatırdım” diyor, yüklenici firma “yatırmadı” diyor, muhasebe “hesaba iki gün sonra geçer” diyor, yanlış hesaplama yapılmış derken maaşlar 45 günde bire çıkıyor.
Öyle olunca da bize şair Eşref’i anarak işçilerin maaşlarının hangi AYI’lara takıldığını bulmak kalıyor!
 

ercankolku@hotmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!