EMET’TE GÖLGE OYUNLARI!


Kütahya Kurtuluş İlkokulunda sınıf arkadaşım ile birlikte sınıfa sık sık Karagöz-Hacivat taklidi yapardık. O dönemin çocuk dergilerine abone olduğum için dergilerdeki Hacivat Karagöz tuluatlarını ezberler ve öğretmenimizin de izni ile  sınıfta canlandırırdık.

İlkokulda Hacivat karakterini bendeniz canlandırırken, arkadaşım Hasan ise Karagöz olurdu. Arkadaşlarımızın  şen kahkaları ile keyfe gelir, hemen yeni oyunlar bulmak için uğraşırdık( Daha sonra gofret kutusunu sahne yapıp, kukla ve Hacivat karagöz oyunları sahneleme merakımız mahalle çocuklarına gösteri yapmakla da devam etmişti)

Çocuk aklımla Hacivatı zeki bir insan Karagözü ise cahil,yaşlı ve birazda ağır duyduğu için her şeye bir kulp takan kişi sanırdım.İlkokul öğretmenimiz rahmetli Salim Kapar “Aferin” diye başımızı okşarken sürekli bana aynı lafı tekrar eder, ama ne demek istediğini anlayamazdım;” Gerçek hayatında asla Hacivat olma!

            Hacivat-Karagöz denince çocukluktan kalan bizde  Karagöz  sol eliyle sakalını tutar, sağ elini sallar. Hacivad da iki elini yumruk yapar, poz verirlerdi.Neden böyle yaptıklarını öğrenmek içinse yine büyümemiz gerekecekti.        

Türk gölge oyununun, Türk mizahının büyük ustası Karagöz’ü, Anadolu’yu aydınlatan nadir şahıslar  arasında saymak gerek.Karagöz,Türk’ün yaratıcı gücü, Türk esprisinin seçkin örneğidir. Karagöz, Türk toplumunun yaşayışı ve yüzyıllar boyu yaşattığı tok sözlü, yapmacıksız, saf, temiz yürekli bir insan, örnek bir tip dir.

Bu  ikilini hazin hikayesi ise günümüzde geçerli olduğunu sandığımız haksızlıkların geçimştede geri dönüşü imaknsız sonuçlar doğurduğuna örnektir.           

Bursa’da, Bursa’yı başkent yapan Osmanlı padişahı Sultan Orhan, Ulu Cami’yi de yaptırmaya başlamıştır. İki usta vardır ustalar arasında, biri demirci Karagöz, öteki taşçı Hacivad  Bu iki usta hem çalışır, hem de şakalaşarak güldürücü hikâyeler anlatır, olayları alaycı bir dille eleştirirler. Bunların karşılıklı atışmalarına, söz alışverişine tüm işçiler hayran kalır, bazı defa işlerini bırakarak çevresinde halka olur, dinlerler… Dinlerler ama, işler de aksar, cami inşaatı geri kalır… Durumu Sultan Orhan’a iletirler… Sultan bu, şakayı, şaklabanlığı dinler mi hiç? Sorup soruşturmadan, şen şatır bu iki ustanın idamına ferman çıkarır. Sonra da yaptığına pişman olur ama, iş işten geçmiştir. Çok üzülür yaptığına, göz yaşı döker günlerce…

Padişahın üzüntüsünü gören, Şeyh Küşterî adında, gün görmüş, mistik bir derviş, saraya koşar. Sultan Orhan’a avutucu sözler söyler, bir mum yakar, bir perde kurar. Deve derisinden yaptığı Karagöz ve Hacivad figürleriyle, her ikisini perdeye yansıtır, onları konuşturur. Böylece, padişah’a (Ölümlü dünyada asıl olan sözdür, düşüncedir, eserdir. Ömürse birgün bitecek, hayal olacak…)demeye getirir.

Karagöz perdesi, dünyadır. Deriden kesilmiş figürler de insanın bedeni… Perde arkasından yanan mum ruhun sembolüdür. Mum yanınca gölge perdeye yansır, insan söyler konuşur. Mum söndüğü zaman ruh da söner, insanoğlu yok olur, beden kuru bir deriden başka bir şey değildir.

Ve idam fermanı geldiği gün Karagöz: (Adam sen de!..)diyerek sol eliyle sakalını tutar, sağ elini sallar. Hacivad da iki elini yumruk yapar, bu haksız cezaya kızdığını belli eder. Perdedeki, Karagöz ve Hacivad resimlerinin bu şekilde görünmesi bu yüzdendir…

Karagöz, okumadığı hâlde bilgili ve görgülü, saf ve temiz yürekli, olayları enine boyan eleştirmesini bilen, gülünç, yapmacık yönlerini ustalıkla yüze çıkaran, tok sözlü, mert bir Anadolu insanıdır. İyiden, güzelden hoşlanır, doğruyu sever. Hacıvad tam onun zıttıdır. Yarım yamalak bir medrese öğrenimi görmüş, dilde ağdalı kelimeleri kullanmayı seven, her zaman çıkarını düşünen bir karakterdir. Karagöz’den çoğu zaman, hak ettiği köteği yer, yine de arlanıp uslanmaz.

Yani günümüze bakarsak Hacivat karakteri düzeni temsil eder. Nabza göre şerbet verir. Kişisel çıkarlarını her zaman ön planda tutar. Az buçuk okumuşluğundan dolayı yabancı sözcüklerle konuşmayı sever. Perdeye gelen hemen herkesi tanır, onların işlerine aracılık eder. Alın teriyle çalışıp kazanmaktan çok Karagöz’ü çalıştırarak onun sırtından geçinmeye bakar. Rol icabı değişik kıyafetler içinde Keçi Hacivat, Çıplak Hacivat, Kadın Hacivat, Kahya Hacivat gibi farklı tasvirleri vardır.

Karagöz ise tüm bu yaşanan komediye çok iyi bilip,analiz eden ve ti’ye alıp saf ayağına yatan halkı temsil eder. Öyleya bazen anlam veremesek te halkın neden böyle yaptığını çok iyi biliriz ki halk aslında her şeyin farkındadır.

Ve  şu zamanda Emet’te yaşadıklarımıza baktığımız da  büyük bir hayal oyunu oynandığını seyrediyoruz. Kurulan hayal perdesinde anlam vermeye çalıştığımız konusu bir o kadar karmaşık oyunda bir çok figüranında  perdeye girip çıkmalarını izliyoruz. Hacıcavcalara laf yetiştirmeye ne karagözlerin nede gölge ustalarının yetişemediğin görüyoruz.

Emet perdesinde Karagöz olan halkın karşısına  yalnız Hacivad’lar değil zaman içinde daha başka tiplerin de boy gösterdiği  (Çelebi, Tuzsuz Deli Bekir,Tiryakı, Zenne, İmam, Bekçi Baba, Arnavut gibi)   siyasetçi,bürokrat,yalaka,yandaş,muhalif tiplemelerini görüyoruz.

Hayat bir gölge oyunu densede, asla hayal ötesi görünen perdede görünmek için arkanızda birilerinin maşanızı tutmasına izin vermemek gerekir.Çünkü ışıklar er yada geç yanacak ve maşanızı kimin tuttuğunu cümle alem çok iyi görecektir!  

 

ercankolku@hotmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI