Yöneticilik Ve Tekirdağ Rakısının Sırrı!


Tarihte gerçekten “büyük lider” olarak anılan Büyük İskender, Atilla, Fatih Sultan Mehmet ve dünyaya örnek  ve ilham olmuş Atatürk  gibi dehalar  hakkında “hiç kitap okumazdı, bilim ve sanatla alakası yoktu” gibi bir tanımlama duyulmamıştır. Öyle ya da böyle iyi yöneticiler ya eğitim hayatlarında ya da sonradan disiplinler arası kabiliyetlerini geliştirmişlerdir. Bir liderin ya da yöneticinin her şeyi bilmesine gerek yok. Bir orkestra şefi her müzik enstrümanını çalamaz ama bir sevk ve idareyi başarabilir.
Ancak, Yöneticilik ile idarecilik arasında ciddi bir fark var. Rastlantı değil, idareci adı üstünde “idare” eder. Yönetici ise “yönetir”. Eğer yönetici “idare” etmeye, idareci de “yönetmeye” kalkarsa işler karışır. 
Yöneticinin üzerine düşen “yönetme” vazifesini yerine getirmesi için hem eğitim hem de tecrübe açısından donanımlı olması bir yana, bir de “tutarlı ve kararlı” olması gerekir. Aynı konuda bir karar diğerine göre farlılıklar gösteriyorsa, orada sıkıntı var demektir. Demek ki yönetici, odasından son çıkan kişinin fikriyle hareket ediyordur. 
Diğer taraftan idarecinin de vazifesi az değildir. Yöneticinin aldığı kararı her türlü baskıya rağmen, eğilip bükülmeden değiştirmeden uygulaması gerekir. Aksi takdirde sistem çalışmaz. Çok vasıflı olmasına gerek yoktur, olsa daha iyidir ama mutlaka ahlaklı olması gerekir. Yöneticinin aldığı kararlarla ilgili fikrini söylemesi hatta bazen de uyarması gerekir. 
Her şeyden öncesi iyi bir yönetici, makine, mevzuat, sistemden önce İNSAN’dan anlamalıdır. Aksi halde çatışma kaçınılmazdır..
Bakınız aşağıda bu konuyu özetleyecek güzel bir hikayemiz var…


Tekirdağ Rakısı’nın Sırrı Nedir?


Üniversitede, üretim yönetimi dersi. Konu 6 Sigma.( Altı Sigma, operasyonlarda mükemmelliğin sağlanması amacıyla işletmelerde süreçlerin tanımlanması, ölçülmesi, analiz edilmesi, iyileştirilmesi ve kontrolü için kolay ve etkili istatistik araçlarının kullanıldığı bir yönetim stratejisi.)
Dersin ortasında ve öğrencilerin içi geçmiş. Derken Hoca bombayı patlatmış;” Tekirdağ rakısını diğerlerinden ayıran ve özel yapan nedir?
 Rakı lafını duyunca bir anda öğrenciler uyanır  herkes rakı hakkında bilgisini konuşturmaya başlar
Biri “Yaş üzüm” diye atılır.
Diğeri “Tekirdağ’ın havasından” der
Öteki “artezyen suyundan” diye böbürlenir.
En sonunda hoca herkesi susturup anlatmaya başlar;
‘Tekirdağ rakı fabrikasına zamanında yeni bir müdür atanmış.
Müdür daha fabrikaya gelmeden, ne kadar suratsız bir adam olduğuna dair söylentiler ulaşmış.
Herkes yeni müdürün ne kadar geçimsiz, ne kadar sinirli bir adam olduğunu konuşur olmuş.
Müdür gelince ilk iş, tüm yönetim takımını toplanmış fabrikayı gezmeye başlamış.
Müdür gezerken tek bir laf bile etmemiş. Ama asık olan suratı asıldıkça asılmış.
Böylece söylentilerin doğru olduğu anlaşılmış.
Gezinin sonunda yeni yetme bir mühendis:
-Beğendiniz mi efendim? diye sorma gafletinde bulunmuş.
Müdür önce sert bir bakış atıp
-Ben bu fabrikanın nesini beğeneyim? diye kükremiş.
Mühendis iki büklüm olmuş, sorduğuna soracağına pişman, sinmiş bir köşeye. Müdür buna daha da sinirlenmiş. Yanında artık varil mi, paket mi ne varsa tekme atıp devirmiş. Herkes korkmuş şaşırmış, kimseden ses çıkmamış.
Neyse ki müdür yardımcıları aklı selim adamlarmış. Ertesi gün kendi aralarında toplanıp“Fabrikayı nasıl düzeltiriz” diye plan yapm aya başlamışlar. Gördükleri her eksiği tamamlamışlar.
Birkaç ay içerisinde fabrika iki katı verimle şekilde çalışır hale getirmişler. Sonunda müdürün yanına çıkıp “Gelin fabrikayı bir daha gezelim” demişler.
Bu sefer tüm birimler çok düzgün çalışıyor, hiç bir yerde sorun yok. Herkes pür dikkat görev başında.
Ama yeni müdür rahat durmamış. Paketleme yapılan alana gelince durmuş.
Paketlerden birini açıp, içinden bir rakı şişesi çıkarmış.
Kapağını açıp koklamış, koklayınca yüzünü ekşitip, rakıyı yere dökmeye başlamış.
Tüm amirler, usta başları, işçiler şok.
-Efendim neyi beğenmediniz? diye soracak olmuşlar.
-Bu rakının beğenilecek nesi var? diye kükremiş müdür.
Herkes sus pus.
Ertesi gün yine tüm fabrika panik. Müdür yardımcıları yine toplanmış, çağırmışlar usta başlarını sormuşlar
“Rakıyı nasıl iyileştiririz?” diye.
Biri demiş “Şebeke suyu kullanmayalım. Kloru fazla.”
Öbürü demiş “Anasonu çok keskin.”
Bir başkası demiş “Yaş üzüm kullanalım.”
Aylar boyu uğraşıp rakıyı yenilemişler. Yine müdürü alıp tekrar fabrikayı gezdirip yaptıkları yeniliklerden bahsetmişler. Paketleme yapılan yere gelince durup, bir rakı açıp ikram etmişler. Müdür durmuş. Önce şişeyi alıp evirip çevirmiş. Sonra sunulan bardağı alıp biraz içmiş. Tabi o içerken herkes pür dikkat bakıyor, ne diyeceğini merak ediyormuş. Sonunda yine yapacağını yapmış “Bu rakının nesi güzel?” diye bağırıp, elindeki şişeyi yere boşaltmaya başlamış.
Birden yaşlı bir usta başı dayanamayıp “Döktürmem ben sana rakımı” diye atlamış.
Müdürün elinden kapmış şişeyi.
Herkes şaşkın bakarken de usta başı, “Ne demek nesi güzel. Sen rakıdan anlamıyor musun?” diye bağırmış.
Etraftakiler bir yandan “Ne yapsak yaranamıyoruz” diye ustabaşına hak veriyorlar,öte yandan müdür kızacak diye korkuyorlarmış.
Müdür ustabaşına bakmış. Herkes bağırıp çağırmasını beklerken o sakin sakin
“Ben rakıdan anlamam.” demiş.
“Ben insandan anlarım. Yaptığınız işi o kadar kötüledim, şimdiye kadar içinizden biri çıkıp sahiplenmedi.
Demek ki aslında kimse ortaya çıkan işi savunacak kadar beğenmiyordu.
Ama şimdi bu şişeyi çocuğunmuş gibi sahiplendin.” demiş.’
Hoca hikayeyi anlatmayı bitirip durdu. Sonrada şöyle bir öğüt verdi.
Bir gün bir fabrikanın başına geçecek olursanız, ürettiğiniz cansız nesneyi değil, onu üreten insanı yönetin.
Siz şişenin içindekinden hiç anlamayabilirsiniz.
Merak etmeyin onu üreten onu nasıl mükemmel yapacağını bilir.
İşte Tekirdağ Rakısının sırrı o şişeyi sahiplenip, içindekini efsane haline getirmesini bilenlerdedir….
İşine sahip çıkıp, başarılı olanı teşvikle dahada mükemmelleştirmek  yöneticilerin elindedir.Aksi halde, körelterek, işletmeyi kısırdöngüye sokarsınız ki bu herşeyden önce size zarar verir…

ercankolku@hotmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI