'Bencil' Yardımseverlik!


Yardımsever olmak hemen hemen hepimizin ortak özelliğidir. Kimse kendini “ben yardımsever biri değilim” diye lanse etmez. Tüm bireyler kendi nezdinde yardımseverdir. Peki, hiç kendinize şu soruyu sordunuz mu? “ ben ne için yardım yapıyorum?” Şimdi gelin bu sorunun cevabını birlikte arayalım. 
Sorunun cevabını aramaya tarihçesi  Osmanlı Dönemine dayanan “askıda ekmek” geleneği ile başlayalım. Osmanlı döneminde durumu iyi olmayan insanların ekmek ihtiyacını karşılamak amacıyla taş fırınlara askı konulurdu. Kişi ihtiyacı kadar ekmek alır ve dilerse askıya da ekmek bırakırdı. Durumu iyi olmayan vatandaşlar fırına gelir askıdan ekmeğini alır ve rızka vesile olan hayırsever sayesinde ekmeğine kavuşurdu. Bu uygulama tam anlamıyla "sağ elin verdiğini sol elin görmemesi" felsefesine dayanan bir yardımlaşma kültürünün ta kendisiydi. Ve insanlar bunu Allah rızası için yaparlardı.
Osmanlı döneminin bir başka uygulaması olan “sadaka taşı” geleneğinden de bahsetmek gerekir. Hani derler ya bir elin verdiğini diğer el bilmeyecek, 
işte bu sözün maddede canlanışıdır Sadaka Taşları. Genellikle cami etrafında bulunan ve üzerinde para koyabilecek bir oyuğu bulunan sadaka taşları, mesaisine akşam karanlığında başlardı. Dar ve çıkmaz sokaklı Osmanlı mahallesine karanlık çöktüğünde canlanırdı sadaka taşları. Sadaka Taşlarına parayı bırakanlar da en az parayı alanlar kadar haysiyetli ve onurlu kişilerdir. Çünkü ihtiyacı olan kişi sadaka taşından sadece ihtiyacı kadarını alır ve diğer ihtiyaç sahiplerini de düşünürdü. Hatta 17. Yüzyılda İstanbul'u anlatan bir Fransız gezgin, karşılaşmış olduğu bu medeniyet karşısında afallamış olduğundan olacak ki takip etmiş, sadaka taşının üzerinde bulunan paraların tam bir hafta boyunca yerinde kaldığını belirtir.
Osmanlı Devleti "insanı yaşat ki devlet yaşasın" anlayışını benimseyen bir devletti. Osmanlı döneminde herkes gibi yokluk çeken, durumu iyi olmayan insanların da gururu olduğu ve yardımlaşmanın kimsenin gururunu kırmadan yapılması gerektiği önemseniyordu. Şimdilerde, yani modern çağda yardımlar sosyal medya aracılığıyla cümle aleme duyuruluyor. "Bak falancayı gördün mü? Ne yardım sever bi insan ya" dedirtmek, fazladan birkaç beğeni toplamak için  yaptığı yardımı nefsane duygularla sıfırlıyor, belki de egosunu tatmin ediyor. 
Nefis, tasavvufi yaklaşımlarda şer ve günaha sebep olan kötü huy ve isteklerin tamamı olarak kabul edilmektedir. Bu bağlamda, şeytanın insanlara olan vesvesesini de nefis aracılığı ile ilettiğine inanılmaktadır. Şeytan, nefislerini kullanarak insanlara günahları güzel gösterir ve kendisini sürekli bu yola gelmesi için telkin eder. Bu telkinlere uyarak, nefsine düşen kişiler de git gide günah bataklığına yaklaşır. Kur’an-ı Kerimde nefse değinilen ayetlerin çoğunda onun kötülüğü emrettiği vurgusu yapılmaktadır. Geçenlerde bir arkadaşımla nefis üzerine bir sohbet gerçekleştirdik. Dini ve tasavvufi anlamda derin bilgilere sahip olan arkadaşım  bana demişti ki " ben bazen nefsimin konuştuğunu duyabiliyorum" çok ilginç gelmişti ve etkilemişti beni. Konuyu derinlemesine konuştuk. "Ben yaptım", "Ben bilirim", "Benim gibi adama yapılır mı?" gibi cümleler kurmuşuzdur hep. Halen de kuruyoruz. İşte kendimizi öven hep "ben" diyen o cümlelerimiz varya, aslında bizim cümlelerimiz değil. Nefsimizin bize söylettiği talihsiz cümleler. İşte bu bağlamda insan yaptığı iyiliklerde, yardımlarda hakikaten Allah'ın rızasını kazanmak istiyorsa kendi egosunu tatmin etmek için işlediği sevabı teşhir etmemeli, sosyal medyadan cümle aleme duyurmamalı. Biraz da olsa nefsinin sesini duyabilmeli ve onu susturabilmeli. Aksi takdirde yapılan hiç bir iyiliğin kıymetiharbiyesi olmayacak ve bir şov unsuru olarak kalacaktır. Atılan her adımın, yapılan her iyiliğin Allah rızası için yapıldığı, nefsimize konuşma fırsatı vermediğimiz huzur dolu günlerin geldiğini görmek ümidiyle...
Sevgilerle...
 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
17Ekm

'Bencil' Yardımseverlik!

10Ekm

Paramı Yönetebilirmiyim?